2.4 Eskiden Heybeli’deyken

2.4.2. Okuma

Heybeliada, benim hayatımda hep önemli bir yere sahip oldu. Babaannem adalıydı. Henüz on günlükken Ada’nın havasını soludum. Ada sokaklarında büyüdüm. İnsanın iki ila dokuz yaş arası yaşadıkları, bir daha silinmemek üzere hafızaya kazınır. O yıllarda Ada’daki evimizin yanında bir değirmen vardı. Sabahları penceremi açtığımda onun sesini duyardım. Sonraki yıllar onu susturdular. Hala onun sesini özlerim. O döneme ait sesler hafızama yer etmiş. Rum komşumuzun pencereden yayılan sesi, faytonların nal ve çıngırak sesleri… Neyse ki faytonlar hala duruyor. Ada’daki değerler yıllarca göz ardı edildi. Çocukken Hüseyin Rahmi’nin evinin bahçesinde gezerdim. Ev bir harabeden farksızdı. Hüseyin Rahmi’nin el yazmaları yerlerde gezinirdi; üzülürdüm. Ev, müze haline getirilip açıldığında sevindim. Yine de hem İsmet İnönü hem de Hüseyin Rahmi Müzesi başarılı müzeler sayılmazlar. Projeler, daha çok evleri korumaya yönelik.

Bize hayat veren, çevremiz ve birlikte olduğumuz insanlardır. Yüzyıllardır farklı dinlerden toplulukların bir arada yaşadığı Adalar’ın hoşgörülü ve hümanist bir toplum yapısı vardı eskiden. Ben çocukken Rum komşularımızla sıcak ilişkilerimiz vardı. Kişiliğimin gelişim çağındaki bu atmosfer, ister istemez kişiliğime yansıdı. Ada bana sevgiyi öğretti.

İstanbul benim için biraz da kışları Nişantaşı, yazları Heybeliada demekti. İlk romanım Cevdet Bey ve Oğulları bu yaşamın belirgin izlerini taşır. Robert Koleji’nde okuduğum yıllar Nişantaşı çevresi daha belirgindi hayatımda. New York’ta kaldığım üç yıl dışında istikrarlı biçimde İstanbul’da yaşadım. 80’li yıllarda sandalla Ada’nın koylarını gezmeyi çok severdim. Aslında uzun zamandır bir sandal edinmek istiyorum, ama ne yazık ki zamanım yok. 1991 yılına kadar düzenli şekilde yazlarımı Heybeliada’da geçirdim. Son on yılda ailem yoksullaşmaya başlayınca, babaannemin Ada’daki evini elden çıkarmak zorunda kaldık. Yaz aylarında İstanbul dayanılmayacak kadar sıcak ve boğucu gelir bana. Kuzeyden gelen ılık rüzgarlar burayı serin yapar. Nisan ayından itibaren, yaz gelse de Adalar’a gitsek diye düşünmeye başlarım. Genellikle haziran başından eylül sonuna kadar Ada’da kalırım. Sonbaharda da ara ara geldiğim olur. Sonbaharda Ada bir başka güzel olur. Heybeliada’ya gelemediğim yazı kayıp sayarım. Heybeliada, daha çok mütevazi bir kasabaya benzer. Yanı başındaki diğer Adalar’a oranla daha orta kesim yaşar burada. Ada’ya gelip bütün yaz okurum, yazarım. Dostlarım ziyaretime gelir. Ada gezileri için daha çok tenha olan hafta içi günlerini tercih ederim. Erken uyandığım zamanlar güne sabah yürüyüşü yaparak başlarım. Asaf Mevkii’nden Değirmen Burnu’na kadar uzanan ağaçlıklı yolda yürümeyi çok severim.

Bazan bir kahveye oturup beş-altı saat okuduğum ya da yazdığım olur. Çalışma ortamımı ruh halim belirler. Bazan yazmak için çevremde insanların varlığına ihtiyaç duyarım. Sokağa çıkarım, insanlarla selamlaşırım, alışveriş yaparım, kahvede otururum, beni kimse rahatsız etmez. Burada rahat çalışma olanağı bulabiliyorum.

 

License

2.4.2. Okuma Copyright © by Funda Derin. All Rights Reserved.

Share This Book